Arkası Yarın
Mavi Maymunu Ararkene

Bir gün Cenk Bey, diğer bir gün Erdem Bey tarafından yazılan bu arkası yarın için, Cenk Bey bir antika olan sarı
kalemini; Erdem Bey ise sünnetinde hediye edilen
yeşil kalemini kullanmaktadır.

2 Kasim Sali

Daglarin gölgeledigi bir yayla kasabasiydi onun yasadigi yer. Günün getirdigi günes, ruhunu aydinlatmaz, söyle bir yalayip geçmekle yetinirdi. Esen rüzgar hüznünü tasimazdi baharda uçan polenler gibi. Acisi stabildi. Içindeki bosluk, o stabil köprüdeki gevsek vida misali, her an tüm köprüyü yikma tehlikesi ile yüzyüze birakirdi onu.
O bir köpekti. Söyle seslendi bir gün sahibi
- Olmaaaaz, nerdesin gel oglum.

Adi 'Olmaz'di. Negatifligin flotal aynasi gibi parlayan kahverengi gözleriyle ters ters sahibine bakti. Korumak zorunda oldugu tarlanin hemen girisindeydi sahibi. 40 li yaslarin ortalarinda, salkimindan tane tane düsen üzümler misali saçlari dökülen, yediklerini eritmekten bikan vücüdunun 'Al ben de yaglari göbekte depolarim' dedigi tipik bir çiftçiydi o. Çiftçi Rontaz Efendi .
Çalismaktan yorgun düsen ruhu isyanini gözlerde açiga vuruyordu. Okuyamamisligin verdigi eksiklik duygusuyla birlikte hergün tarlayi kolaçan ediyordu. Tohumlar ekilmisti. Binlerce ihtimalin sadece yüz civari gerçeklige dönüstügü bir ayçiçek tarlasiydi orasi.
Iste o binbir emek verilen binlerce tohumun çogunu kargalar yiyiyordu. Olmaz'in görevi kargalari bir bir tespit edip yuvalarini bulmakti. Ama o hayatin gerçekliginin daha farkli olmasi gerektigini düsünüyordu. Bu yüzden karga kovalamak yerine, günlerini hemen kuzeydeki tepenin ardindaki  korulukta geçiriyordu. Çok degil en fazla 7 yil sonra katarakt olacak, yaslilik bir balikçi agi gibi onu sarip kosmasini engelleyecekti. O zaman geldiginde böyle rahatça hergün askini ziyarete gidemeyecekti. Evet, Olmaz asikti. Ama aski daglarda geziyordu.
Olmaz, bir keçiye asik olmustu.

3 Kasim Sarsamba

Yesilin her tonunun bulundugunu söylemenin iddiali konusmak olacagi, ancak pek çok tonunun varligini kabul etmenin de yadsinamayacagi bu güzelim yaylayi Olmaz'la birlikte paylasmak ne kadar güzeldi. Kis aylarinda yagan, ancak tüylerinin sikligindan dolayi derisine kadar ulasmayi basaramayan siddetli yagmurlarin bile Olmaz'in tatli ve sadik askinin yüregini islattigi kadar etkili olamadigi bir minik keçiydi o. Tüm medya mensuplarinin kiskandigi alimli sakali, onun kalabalik bir sürüde bile fark edilmesini sagliyordu. Adi Yelpaz'di.

Aslinda o bir dag keçisiydi. Sert yamaçlarla, yalçin kayaliklarla adeta alay ederdi. Çiftçi Rontaz Efendi onu sevmez, çiftligine sokmak istemezdi. Çünkü yillar önce biraz olsun okumus görünmek için biraktigi kir ve gür sakalini kuyu çikrigina kaptirmis ve zavalli sakallarini son kez, kuyudan çikardigi kovanin içinde görebilmisti. Bu olaydan sonra çiftliginde bulunan bütün keçileri keserek etlerini çig çig çigneyip tükürmüstü. Iste Yelpaz da o zamanlar Rontaz Efendi'nin çiftligindeydi. Ancak bu olay cereyan ederken o Olmaz'la tatli bir gezintiye çikmisti. Üstelik Olmaz bu gezinti için onu zorlamis, sonunda ikna etmisti. Yani canini Olmaz sayesinde kilpayi kurtarmisti. Çiftlige geri döndügünde tüm ailesi ve arkadaslarini tükürülmüs olarak bulmus ve oradan ayrilarak ait oldugu daglara dönmüstü. O günden sonra Rontaz Efendi'nin siniri yatismisti ama yine de keçi, hele de Yelpaz gibi bir keçi görmek onu kudurtuyordu.

Iste bu yüzden Olmaz ile Yelpaz asklarini kuzeydeki o rüzgarli tepede gizlice bulusarak geçirmeye baslamislardi. Nevar ki kader onlarin karsisina hep bir engel çikarmayi kafasina koymustu. Bu kez kolay kolay atlatamayacaklari bir mania belirmisti önlerinde...

6 Kasim Çomartesi

Dipsiz dehlizlerin karanligi gibi çökmüstü gece. Biricik aski Yelpaz'in yanindan nasil ayrilacagini bilemiyordu Olmaz. Hem ona olan aski hem de ona olmayan nefreti, geri dönüs yolunu hergün biraz daha uzatiyordu lastik gibi.
Nefreti ona degildi. O nefret ki sessiz sincaplari bile tipsiz timsahlara çeviren bir büyü...
O nefret ki duyulasi herseyin ötesinde bir savas topu gibi kalbi sagir eden...
O nefret Çiftçi Rontaza olan bir isyandi. Onun göbegine, giyimine tavirlarina, herseyine yapistirilan bir post-it gibi her an kendini hatirlatan bir hayat amaciydi;Rontaz'i öldürme amaci.

Planini Yelpaz'a açikladi Olmaz. Hunhar bir plandi. Yesilini hiç bozmayan bir çamin altindaki katir tirnaklarini yerken açildi ona.
'Öldüreceem' dedi hirildayarak. 'Aramizdan çekilecek'.

Keçi Yelpaz onu bastan asagi magrur gözlerle süzdü. Evet ya da hayir demeden sekerek kayaliklara dogru seyirtti. Ne düsündügünü anlamak imkansizdi onun. Hosuna giden birsey oldugunda masumca kuyrugunu sallar, minik boynuzlariyla agaç kabuklarini sökerdi. Ormana zararli bir hayvandi.

Bakislarindaki sevecenlikti, yesilci Olmaz'i çeken. Ani manevralarla kayadan kayaya birlikte ziplamak en büyük zevkiydi. Bu tür aksamlarda eve hep pençeleri yaralanmis olarak döner o yüzden dayak yerdi. 'Otur' derdi Rontaz Efendi. Sonra da arkasinda sakladigi kepçeyle Olmaz'in burnuna vururdu.
Olmaz tislayarak kaçar, acisi geçene dek yalardi siyah zeytin tanesi buruncugunu.

7 Kasim Pati

Içinde tanimlayamadigi, kime ait oldugunu anlayamadigi küçük eller, yüreginin her yanini cimcikliyordu Olmaz'in. Mutlu sirnasma anlarinda Yelpaz'in tüylerinin tatli tatli kasindirdigi nemli kara burnu, kepçe darbelerini dogrudan gururuna iletiyordu sanki. Kin ve öc, ne kadar da karsi konulmaz bir hizla büyüyordu...

Rontaz ise az önce Olmaz'in burnunda saklayan kepçeyi her aksam oldugu gibi yine o pis, o lanet tükürügüyle temizleyip, igrenç kazaginin dirsegiyle kuruladiktan sonra, agzindan hiç eksik olmayan küfürler esliginde duvardaki yerine asiyordu. Bu adam, insan seklinde görünmeyi haketmiyordu aslinda... Oysa her insan öyle degildi. Örnegin karsiki çiftligin sahibi yasli Tornav Teyze ne kadar da iyi bir insandi. Hem o da nefret ediyordu Rontaz'dan. Daima herkese gösterecek bi parça sevgi bulabilen bu sevimli ihtiyar, Rontaz'a ancak savas yillarindan kalan çiftesini gösterebiliyordu.

Olmaz artik bir plan yapmali ve dogru zamanda kesin çözüme ulasacak sekilde Rontaz'in isini bitirmeliydi. Ama nasildi. Daha önce meslegi icabi hep kargalara sert yüzünü gösterebilmis, kedilere duydugu nefret bile onu yalnizca saatlerce peslerinden kosacak kadar vahsilestirebilmisti... Peki ne yapmaliydi? Acaba bu eylemi yalniz kendisi mi yapmaliydi. Yoksa.....

8 Kasil Patatesi

Turnusol kagidinin verdigi renklerden daha koyu daha parlakti içindeki öfke. Bir gün bir an gelecek, yildirimdan daha güçlü bir isik halesi olup Rontaz Efendi'nin kafasinda patlayacakti. Ama o gün ve o anin seçimi önemliydi. Çünkü haftasonlari Rontaz'in üvey babasi Kerpen onu ziyarete geliyordu. Aslinda ziyaretinin esas amaci zengin yasli dul Tornav'di.

Kerpen ve Tornav bir kaç aydir sinsice bulusuyorlardi. Rontaz'in bundan haberi yoktu. Olmaz'da zaten bir gün sanseseri Tornaz'in evinin dibindeki agaca kemik gömmeye gittiginde görmüstü onlari. Birlikte çok mutluydular. Ya da öyle gözüküyorlardi. 'Bu Kerpen bir dolaplar çeviriyor diye geçirdi içinden. Biraz da hirildamisti bu esnada. Kerpen pencereye çikip kafasina bir kova su atti.
- Bu senin aklini basina getirir aptal hayvan!
- Kimle konusuyorsun Kerpen? Beni sevmiyor musun artik, niye benimle konusmuyorsun?
- Benim oglanin salak köpegi geziniyor hayatim, ugursuz ugursuz. Neyse hallettim, geliyorum.
- Niçin beni birakip bir köpekle ilgileniyosun hayatim? Ne düsünüyorsun Kerpen? Bir daha ne zaman görüsecegiz? Seni seviyorum... Sen de bana söylesene. Niye hiç beni sevdigini söylemiyorsun? Hep arkadaslarinla görüsüyorsun. Sence daha fazla ilgiyi haketmiyor muyum? Beni begenmiyor musun? Haftasonlari gezebilecegin bir lunapark degilim ben! Yeter artik senden nefret ediyorum. Git burdan bir daha beni üzmene izin vermeyecegim!!

Kerpen elindeki bos kovayla Tornav'in kafasina dört kez vurdu.
-Artik sizlanamayacaksin embesil kadin...

9 Hasim Sali

Yüzey çekim kuvveti diye bir seyden haberi olmamasina karsin, kafasina dökülen bir kova suyun bu kuvvet geregince kulaklarini kafasina yapistirdigini fark etmisti Olmaz. Bu su, aklini da basina yapistirmisti ayni zamanda: Kerpen bir üvey babaydi. Üvey oglunun hatiri için güzelce kizarmis bir tavugu bile yemiyecek kadar duygudan ve insanliktan yoksun bir les kargasiydi o. Tornav'in bezelye beynine onu sevdigi için katlaniyor olmasini düsünmek çok gülünç olurdu. Olmaz da için için gülüyordu zaten.

Iste bu kafasina su döküldügü günden itibaren servet avcisi Kerpen'e de kin duymaya baslayan Olmaz, acaba onu bir masa olarak kullanabilir miydi? Neden olmasindi? Ama nasildi?

Bu derin düsünceler, yüreginin içinde patlayan yanardagin lavlarinin kaynagi, kalbinin magma tabakasi olan Yelpaz'in, kendisini kuzeydeki tepede bekleyecegini unutturmustu. Derhal toparlanarak tepeye dogru hizla yol aldi. Oraya ulastiginda çoktan gelmis olmasi gerektigini düsündügü Yelpaz'in yerine ablasi Pervan'i gördü. Pervan agliyordu... Olmaz, neler oldugunu ögrenmek üzere Pervan'in yanina yaklasmaya basladiginda kafasindan binlerce tahmin hizla akiyordu. Aldigi her nefes, bayat Izmir lokmasi gibi bogazindan daha öteye gidemiyordu. Yoksa Yelpaz'a, yani ona bisiy mi?.. Yoksa birileri onu...

10 Tasim Karsamba

Piller akardi bazen. Kahverenigi sulariyla etrafi kirletir ve hatta çalismasina meyil verdigi teknolojik olgulari bozarak birer harabeye çevirirdi onlari. Yani yarattigi fenomeni kendi elleriyle yok ederdi. Yararliydi piller. Ama bir o kadar da zararli ve nankör.

Ormanda umarsizca yesillik ararken bir kalem pil yutmustu Yelpaz. pisbogazliginin cezasini midesindeki demiroksit karisimiyla ödüyordu simdi. Yavasça yanarak paslanmayi seven demir, içten içe yakiyordu onu. Askin atesinin üzerine zippo benzini dökülüp harlanmis haliydi o yakim. Ormanin bir kösesinde kivraniyordu Yelpaz. Nerde oldugunun bilinmediginden habersiz, can derdindeydi.

Olmaz Pervan'a soramiyordu bir türlü. 'Ne oldu' diyemiyordu. Bir süre beraber agladilar. Iki saat kadar sonra rahatlamislardi.

- Arada böyle aglamak iyi oluyor Pervan.
- Efendim? Bana mi dedin Olmaz?
- Yelpaz'i bulmaliyiz Pervan, hadi! Hemen!
- Bir dakika dur lütfen Olmaz, ben... ben seni seviyorum...

12 Kasim Cumbaga

Bir keresinde kulaginin içine kadar giren sefil ve kendini bilmez at sineginin viziltisi Olmaz'i sok etmisti. Sonra ilk kez kalabalik bir sehire gittiginde, karsidan karsiya geçmek isterken üzerine dogru gelen sehirlerarasi otobüsü son anda farketmis ve günlerce sarsintiyi atlatamamisti. Ancak bu defaki sarsinti bunlarin hiçbirine benzemiyordu. Pervan, Yelpaz'i unutmus, habire Olmaz'i sözleriyle sarsaliyor, sersemletiyordu:

  - Olmaz lütfen anla beni, seni seviyorum. Belki Yelpaz kadar alimli bir keçi degilim ama yine de keçiyim iste, senden vazgeçmiyciim, vazgeçmiyciim de vazgeçmiyciim, hih!

Pervan böyle bagrinip tepinirken, boynuna astigi sepetinden yere düsen küçük bir radyo, Olmaz'in dikkatini çekmisti. Pervan böyle gereksiz bi aleti nerden bulmustu ve niçin boynunda tasiyordu? Ayrica onu düsürünce neden böyle heyecanlanmis, ayagiyla onu çabucak iyterek yamaçtan asagi atmisti? Hem pilsiz bi radyo bi keçinin bile isine yaramazdi. Olmaz, düstügünde arka kapagi açilan radyonun pilsiz olduguna bile dikkat etmis, ancak her seyin arkasinda kötü bir niyet aradigi için kendine kizmisti.

  - Pervan, sen ne dedigini bilmiyorsun, sarhossun, diyebildi. Hem Yelpaz nerde onun için endise etmeye basliyorum. Randevusuna bu kadar geciktigi vaki degildir. Bugün onu gördün mü? Diye de devam etti.

Pervan konusmuyordu, yine hiçkiriklara bogulmus agliyordu. Olmaz kendine gelmesi için ona okkali bir sille indirdi. Iste tam bu sirada o sesi duymaya basladi. Hassas kulaklari dikildi ve duyduklarini Olmaz'in kusursuz çalisan beynine sinyaller halinde iletmeye basladi. Ardindan duyulan sesin beyin tarafindan analizi ve ne sesi oldugunun anlasilmasi asamasina gelinmisti. Ve beyin çalismasini bitirdi. Evet bu ses....

14 Kesif Tazar

- Çan çan çan ne bu be! Kafam sisti, ormanda bile rahat yok adama. Kulaklar hassas belki ama siyah beyaz görüyorum hala, reva mi bu?!

'Dünya Piknik Yaparken Agaçtan Düsme Günü' idi o gün. Ne kadar haylaz velet varsa ormandaydi. Bagarip çagiriyor, kafa yaran arkadaslarini kutluyorlardi. Düsmenin etkisiyle iyice sersemlemis olan bir tanesi söyle dedi:

- Haydn, sapanla birseyler avlayalim!...

Tüm veletler bu fikre bayilmislardi. Hepsi yerlerde çakil ariyorlardi. Bir tanesi yerden çok güzel bir tas alirken kendine bakan bir çift parlak göz gördü. Iste o sirada parmaklari kopmustu.

- Burda bir canavar vaaaaaar!!

Moda'daki mc donalds havuzu fiskiyesinden fiskiran sular gibi akiyordu kani. Üstelik besli kanaldan.
Olmaz ve Pervan oradan çoktan arazi olmustu. Pervan gitmeden önce bir  boynuz atmisti velede, sinirinden. Ikisi de herseyi unutmus kuzey tepelerinin ardindaki Sempaz Magaralarina dogru kosuyordu. Mavi Maymun'un siginagi olarak bilinirdi oralar. Evet, tekin degildi ama saklanmak için daha iyi neresi olabilirdi ki?

Bu esnada parmaklari Olmaz'in disleriyle çignendikten sonra etrafa tükürülmüs olan velet, arkadaslarina durumu anlatiyordu kani bir kozalak parçasiyla durdurmaya çalisirken:

- Dev gibiydi. Dislerimle onun dizlerini isirdim.
- Aaa sonra nooldu?
- Sus anlatiyoz ya iste
- Sana bi gösteri ayarlayalim orda da annat.
- Dur daha devami var.
- Valla bak!! Yerel tv lerde tanidiklarim var, ayarlarim hemen. Reklam falan da çok kolay olur.

Bu gerzek veletler hep ayniydi. Herseyi bildiklerini zanneder, bir isi batirmalari en fazla 30 saniyelerini alirdi. Ama onlar bunu anlayana kadar haftalar geçerdi.

Tüm bunlar olurken pil, tüm zehrini Yelpaz'in midesine akitmisti. Sürünerek bir tarlaya varan keçicik oralardaki tek tarlanin Rontaz Efendiye ait oldugunu bilmiyordu tabi. Kalan son gücüyle yardim istiyordu:

- Meeeee e  e   e , be e e eeee!!!....

15 Kisim Bozartesi!

Herhangi bir A ile B noktasi arasindaki mesafeyi ayaklari üzerinde katedemeyen canlilara sürüngenler denirdi belki ama her sürünen canli sürüngen degildi. Zira Yelpaz ulasim için sürünmeyi, mecbur oldugu için seçmisti. Pil zehiri bir keçiyi 6 saat içinde sadece kemik yiginina çevirebilirdi. Babasi Tencer de öyle ölmemis miydi? Annesi Tester aksam yemegine kekik yerine yannislikla yassi pil serpmemis miydi adamcagizin?...

Rontaz Efendinin nadasa biraktigi tarlalarindan birinin orta yerinde, beynine giden son bir iki damla kan sayesinde bunlari düsünebilmis ve hemen akabinde bayilmisti Yelpaz. Onu büyük bir sans eseri Tornav Teyze bulmustu. Zira o da Kerpen'i aramaya çikmis ama kismetine Yelpaz çikmisti. Hemen müdahale edilmezse ölecekti Yelpaz . Eski bir hemsire olan Tornav bunu ilk görüste anlamis ve zavalli keçiyi evine kadar hizla sürüklemisti.

O siralarda Olmaz ile Pervan da Sempaz Magaralarina ulasmak üzereydiler. Pis veledin sikayeti bütün piknikçileri peslerine düsürmüstü. Tek sanslari bu magaralardan birine siginmakti. Belki de yüzyillardir dillere destan olan ancak o güne kadar kimsenin yakindan göremedigi Mavi Maymun orada olur ve onlari kurtarir diye düsünüyorlardi. Olmaz çevik bir köpek oldugundan düz yolda iyi basiyordu. Pervan ise daglik bölgelerde keçiligini konusturuyordu.

Olmaz'in aklinda sadece Yelpaz vardi. Onu çok merak ediyordu. Pervan ise o kaçis telasi içerisinde bile ikide bir Olmaz'a “seni seviyorum lanet olasi hayvan” diye bagiriyor, onunla yalniz basina bu issiz yerlerde birlikte oldugu için de kis kis seviniyordu. Iste meshur sempaz magaralarina gelmislerdi. Izlerini kaybettirebilmek için en dar olanina girmeye karar verdi Olmaz ve içeri daldi. Ancak içerisi soguk ve pek karanlikti. Pervan zirlamaya baslamisti bile. Olmaz'in isi kolay degildi artik: Sevdigi keçiden uzakta ve onun sevmedigi ablasiyla birlikte insanlardan kaçiyordu; ne kadar sasma bi durumun ortasindaydi yahu!...


16 Basim Dali

Tornav Teyze, Yelpaz'i mutfak fayansina yatirmisti. Onun barsaklarindan kokriç yapip üstüne paça çorbasi içmek istiyordu. Zati Rontaz efendi 'nin babasini da aramis ve kelle paçaya davet etmisti.
Barsaklarin içinin temizlenmesi için Yelpaz'in girtlagindan asagi çamasir suyu boca etti. Fakat midesinde demir oksit bulunan bir keçiye, ,içinde iyonlasmamis maddeler içeren bir sivi içirmenin ne demek oldugunu bilmiyordu.
Iyonize demir oksit, non iyonize maddeyle karisinca nötrlesir ve zehirleyici etkisini kaybederdi.
Yelpaz bir anda uyandi. Yuttugu litrelik çamasir suyu yüzünden biraz tuvaleti gelmisti. Tam o sirada günes dogusunun bile gölgeleyemeyecegi parlak bir biçak yansimasi gördü fayansta.
Yüzüstü yatiyordu. Arka ayaklariyla Tornav Teyze'nin burnunun ortasina toynaklarini yapistiriverdi. Hizla dogrularak duvardaki dolaptan sekti ve masanin üzerinden ziplayarak neye ugradigini sasirmis olan kokriç budalasi Tornav'in sirtina boynuzlarini geçirdi.
Yere düsen teyzenin üzerinde digidik digidik biraz tepindikten sonra minik bir taklayla
pencereye uçtu ve sag ön toynagiyla onu kirarak sirtüstü tarlaya düstü. Zipladi, havada yere yatay olarak 180 derece döndü ve kosmaya basladi. Özgürlük onundu. Minik sakallari rüzgarda sallaniyordu.

Olmaz ise o sirada pervasiz Pervan'in ask zirvaliklarini dinliyordu. Iste tam o sirada Sempaz magaralarinin girisinde bir ses duyuldu:

- Alooooo, köpeeek!!! Bu sefer yaktim çirani, gel kuçularin kuçusu!

17 Kisim Tekmili Birden!

Intihar etmek üzere kendilerini yalçin kayalara çarpan yunuslardan ne kadar yürek parçalayici bir ses çikarsa, yankilanmak üzere kendilerini duvardan duvara vuran, kelime ve cümlelerden olusan seslerden de o kadar etkileyici bir ses çikar. Iste Sempaz magarasinda yankilanan insan sesleri de bu sekilde Olmaz ve Pervan'i etkiliyor ve bir o kadar da korkutuyordu. Pervan iyice saçmaliyordu:

-Olmaz sen neden bisiy söylemiyorsun, yoksa beni sevmiyor musun?
-Sis len!

Olmaz iyice sinirlenmisti. Agzi bozulmak üzereydi. Pervan'dan ve pesindekilerden bi an evvel kurtulup Yelpaz'ini aramaliydi. Zaten magara da çok karanlikti, artik önünü göremiyor, yönünü ise bulamiyordu. Bu nedenle Pervan'i yakmaya karar verdi. Yerden iki çakil tasi aldi. Eskiden izci köpee oldugu için bu islerden iyi anliyordu. Birkaç vurusta kivilcim çikararak yerde buldugu ince dal parçasini yakmayi basardi. Biraz sonra çevik bir dönüsle hemen arkasinda gerzekane konusmalarini bir an olsun kesmeyen Pervan'i tutusturmustu bile. Pervan henüz ne oldugunu anlamamisti. Anladigindaysa ortalik bayaa aydinlanmisti.

-Aman Tanrim yaniyorum. Olmaz kurtar beni.
-Niha haha haha
-Olmaz bu gadder gaddar olamazsin.
-Yeg yee. Sen de daha fazla gevezelik edemeyeceksin.
-Olmaaaaaa......

Z harfi çikmamisti Pervan'in bu son çigligindan. Olmaz Pervan'in ucundan dikkatlice tutarak artik rahatça etrafini görebildigi magaranin derinliklerine dogru yol almaya basladi. O sönmeden gidebildigi kadar gidip, izini kaybettirmeliydi...

18 Kisin Persombay

Zaman, bazen çocukken bile oynamadigimiz garip oyunlar oynardi üzerimizde. Rastlantilari yaratir, hayatimizi degistirir sonra da kenara çekilip seyrederdi.

Iste magaranin diplerine dogru ilerlerken bunlari düsünüyordu Olmaz. Tam o sirada Pervan bitiverdi. Etraf aniden karanliga gömülmüstü. Fakat çok uzaklarda bir isik vardi. Ve sanki, sanki orada bir el Olmaz'a gel diyordu. Ölesiye tirsan hayvan tersgeri döndü, kaçmaya basladi. Kostu, kostu ve çarpti.

- Iste geldin ha, seni yahni yapayim da gör.

Bogazina geçen tasmaya engel olamadi. Belki de olmadi. Korkmustu. Bilinmezligin büyüsü onu etkisi altina almis, hayatinda görmedigi bir rengi kesfetmenin heyecani benligini sarmisti. Fakat yeni kesifler için henüz yeterince pismemisti. Bunun farkindaydi. Çaresizce Rontaz Efendi'nin elini yaladi.

Bu sirada Yelpaz hala kosuyordu Sempaz magaralarina dogru. Kostu, kostu. Ta ki bir agaca toslayana dek. Çok hizli vurmustu kafayi. Boynu kirilmis olabilirdi, ya da bir iç kanama...

- Mmmee eee e, beee eee...

Bu zavalli sesi duyan Rontaz Efendi oldu.

- Iste etli bir keçi, bunu da yahninin yanina tatli niyetine yerim.

Tasmaya bagli Olmaz artik iyice sok olmustu. Çaresiz bir sekilde Rontaz'in Yelpaz'i arka bacagindan tutup omzuna atmasini izledi. ÇIftlige dogru yürümeye devam ettiler.


19 Kasli Çoma,

Çogu zaman sönmek üzere olan bir atesin közüyle, pek çok semaver yakilabilir ve galonlarca çay demlenebilir. Polisiye filimlerdeki arabalarla kovalamaca sahnelerinde, tam “iste simdi paçayi ele verdi” derken sagdaki, ancak kendisinin geçebilecegi genislikteki yola sapar kaçan araba. Iste Olmaz da tam böyle bir zamanda bulunmaktadir. Çaresizlik onu tetiklemek, gücünü son haddine kadar zorlayarak son hamleyi oynatmak üzeredir. Ancak Olmaz kendi halinden çok Yelpaz'inin Rontaz'in sirtindaki bitkin haline üzülmektedir. Rontaz'in onu yiyecegi düsüncesi Olmaz'i yemektedir....

Rontaz yorulmustu. Ancak, eve ulastiginda çekecegi ziyafeti düsündükçe, biraz daha güç bularak birkaç adim daha atabilmekteydi. Iste bütün planlarini alt üst eden o silah sesi tam bu esnada duyuldu. Koca gövdeli kaba adam önce biraz hirladi. Sonra, zaten dayanacak gücü kalmamis olan sag bacagi, kaldirdigi agirliga bir de yeni gelen kursunun agirligi eklenince, Rontaz'i daha fazla tasiyamadi. Sefil çiftçi önce saga, sonra sola, sonra tekrar saga dogru yalpalamis, kimsenin gelmedigini anlayinca, agir agir yere uzanmisti. Olmaz sasirmisti. Rontaz kan kaybediyordu. Bu durumdaki bir insani orada yüz üstü birakmak için egitilmemisti. Keske egitilseydi; ama olmamisti. Yelpaz hala uyuyordu. Olmaz Rontaz'in yarasini zaten pelte kivaminda bulunan Yelpaz'la sardi. Ne saçma bi durumdu. Öldürmek istedigi adamin yarasini, yine o adamin nefret ettigi sevgilisi ile sariyordu. Rontaz ise kin güttügü ve az önce mideye indirmeyi planladigi keçi ile pansumanlanmisti.

Bu yorgunlukla onlari eve kadar çekemezdi Olmaz. Zaten Rontaz'a bu kadar iyilik fazlaydi, artik onlari takip de edemezdi. Gidip yardim getirecek, sonra da Yelpaz'la birlikte kaçacakti. Yardim için en yakin yer Tornav'in eviydi. Içeri girdi Olmaz. Daha sonra bu olay için “iste bu hayatimda yaptigim en büyük hataydi” diyecekti. Çünkü kafasini kaldirdiginda henüz yeni ateslenmis bir tüfengin nemlisi, namlu burnuna yapisti. Tüfengi tutan kisiyi çok iyi taniyordu.....

22 Tasim Taragim

Denizin yesil rengi öldürücülük sembolu olurdu bazen. Aniden dalgalanip bogar, yokerdi hayatlari. Iste yesil renkli kalemini aynen böyle kullanan, karakterleri bozuk para gibi harcayan bir ruh hastasi vardi. Adi Erdem'di.

Bu katliamci manyak simdi de tüfegini Olmaz'a dogrultmustu. Ama etrafindaki herseyi yokeden bu yaratiga kendini yedirmezdi Olmaz. Nice zorluklara gögüs gerdikten sonra Erdem adli bu problem ona fasarya gelmisti. Tüfegi elinden aldi, dipçigiyle vura vura onu kosamaz hale getirene dek kovaladi. Yuvarlak tabak surati kan içinde kalan vahsi, Olmaz'a yalvarmaya basladi. Olmaz ona aciyarak bakti

- Sen öldürmeye bile degmezsin
- Evet, evet haklisin, lütfen beni öldürme
- Simdi buralardan git ve bir daha gelme. Yoksa bu kadar ucuz kurtulamazsin!
- Haklisin Olmaz abi, ben ettim sen etme, yün yumagin olayim abi
- Sus sersem, küçülme karsimda iyice. Yikil!

Erdem dizlerinin üzerinde sürünerek kaçti. Olmaz yeni dogan günesin ufkunda kaybolana dek izledi zavalliyi. 'Ne kitirpiyozlar var su dünyada' diye düsünüyordu. Sonra yeni, yepyeni mutlu bir güne baslamak için sevgilisine kostu. Fakat Yelpaz ölmüstü.

23 Kasar Sagli

Yilan misali kivrilarak sonsuzluga gidiyormus gibi görünen ama aslinda perspektifin sasmaz kurallarinin islemesi sonucu gözlerimiz kanaliyla beynimizde olusturulan bir yanilsamadir tren yollarinin durumu. Toprakla bütünlesen yagmur damlalarinin havaya biraktigi taze çimen kokusu, eger yagmur tren yollarina yakin yerlere düstüyse kesif demir ve pas kokusu yaninda hissedilmez olur adeta. Iste sargi bezi olarak kullanilan zavalli Yelpaz da Rontaz'in kanina kirmizi rengini veren yogun demirin hem kokusu hem de tadi yüzünden havayla bulusturamamisti zavalli cigerlerini. Ve oracikta, bir insanin hayati için vermisti son nefescagizini.

Olmaz bu sahneyi gördügünde, ne gözlerinden ne de burnundan akan sivilara hakim olabilmisti. Beraberinde, kati yüregi ve kirli atkisiyla yedi düvele nam salmis Rontaz da agliyordu. Olayin cereyan ettigi yere dogru segirten yasli Tornav Teyze, bu gaddar adamin agladigini ilk kez görüyor, ancak gözlerine biriken yaslar nedeniyle kirilan isik, onu oldugundan çok daha zayif göstertiyordu bu zavalli kadina.

Olmaz, agzinin içinde gereginden fazla yer kapladigini yeni farkettigi dilinin bir türlü düzgün çalismamasi nedeniyle, artik kendisinin de ölmesi gerektigini son derece anlasilmaz bir biçimde ifade etmeye çalisiyordu. Tam o sirada ani bir hareketle, Tornav Teyzenin elinde unuttugu kürdani kaparak gözüne dogru batiracagi esnada, kendisini engelleyen bir güçle karsilasti. Bu kuvvet, Bilge Deve Cenk'in agzi tarafindan meydana getirilmis ve Olmaz'in bu girisimini sonuçsuz birakmaya yetmisti. Hiç ortada yokken birden görünüveren bu Deve'nin efsanesi bütün kasaba halkinin dilinde yüzyillardir dolasmasina ragmen onu simdiye dek gören olmamisti...

Olmaz, Cenk Deve'ye dogru dönüp omzuna kapandi ve hiçkiriklara boguldu. Cenk Deve ise, birazdan kendini toparladiginda yapmasi gereken yüce görevi anlatacagi Olmaz'in gidigini sivazliyordu...

24 Kisas Çarfanba

Omuzlarinin genisligi birer hörgüç heybetinde oldugu için mitolojide Cenk Deve denmisti ona. Diyar diyar gezer kahraman adaylarina misyonlarini anlatirdi. Genelde kahramanlar birer tirtila benzerdi, ne zaman koza yapip esas islevini yerine getirecegini bilemeyen. Iste Cenk Deve onlari yönlendiren bir pusula, uyandiran bir çalar saatti.

'Sen biraz salaksin çocugum' dedi Olmaz'a

- Hayata niçin geldigini anlaman için etrafindaki herkesin ölmesi mi gerek?
- Ne biliim amca, bunu senin söylemen lazim degil mi?
- Seni gidi sefil ölümlü pire torbasi, adam mi oldun len? !
- Hasa, sadece kendime tam olarak inanamiyorum henüz. Daha dogrusu bir sürü olay yasadim ve pek çok hayat sona erdi, kendimi çok kötü hissediyorum, sev beni Cenk Deve...

Cenk tam bir deve edasiyla sevecekken Olmaz'i, göz ucuyla kolacan etti Rontaz'i. Sersem çiftçinin hiçkiriklari iyice abarmis hiçbir sey duyulmaz olmustu. 'Eeh sen de bayarsin bre nagmert' dedi Cenk Deve. Mitolojik tanrilara özgü bir tavirla ayaga kalkti ve Rontaz'a Fireball atti. Rontaz bir kibrit gibi yandi ve tiss diye söndü. Tornav Teyze'nin zaten iri olan gözleri iyice büyümüstü. Cenk Deve ona döndü

- Ne bakiyon, hiç mi frp oynamadin
- Estagfurullah haddimize mi
- Sus, zaten senin 16 Basim Dali baslikli yazida ölmüs olman lazimdi. Ne geziyon hala buralarda?
- Sans eseri kurtuldum herhalde bilmiyorum. Ama muhtemelen yesil kalemle yazanin unutkan bir sersem olmasindan kaynaklaniyordur.
- Hmm, öl o zaman.

Cenk Deve güzel tarafindan bir Ice Bolt çakti Tornav'a. Hit pointleri zaten yerlerde sürünen Tornav aninda sayfalardan silindi. Ilerde tarih kitaplari 'Ayy ne çirkin kadindi o öyle' diye yazacakti.

- Olmaz; kaldi mi baska canli karakter buralarda?
- Var efendim, Rontaz'in babasi Kerpen'i öldürmediniz.
- Onu da yarin hallederiz, ben istiareye yatiyorum simdi, biraz büyü ezberleyecem.
- Benim misyonu ne zaman anlatacaksiniz acaba?
- Zamani gelecek, sen seçilmis köpeksin
- Matriz mi len bu
- Sss nebçim konusuyon sen.

27 Kasim Samartesi

Evat! Olmaz seçilmisti ama kimseye gösterilmemisti. Oyunun kuraliydi bu. Seçeceksin, göstermeyeceksin. Iyi olan bilecekti. O da Cenk Deve olmustu. Onun seçilmis oldugunu görmedigi halde bilebilmisti. Istisareye takilan Cenk Deve gitmeden önce Olmaz'a hala elinde tuttugu kürdani göstererek söyle demisti:

-O kürdan yar ya!...
-Eeeee?
-Sana ugur getirsin e mi!...
-Haaaaa...

Ve kuvvetli bir eneji bosalimiyla ortadan yok olmustu. Bu güçlü enerji Olmaz'i bir an sersemletmis ve bilincini kaybetmesine yol açmisti. Uyandiginda karsisinda Kerpen duruyordu. Olmaz'i ön ve arka ayaklari bagli bir halde, cesedinden geriye bir parça kül bile kalmamis olan Tornav'in evine götürmüs ve kulaklarindan salondaki avizeye asmisti. Olmaz kulaklarinda hafif bir aci ve agzinda küçük bir fazlalik hissediyordu. Birden Die Hard 3'ün bir sahnesini hatirladi ve agzindaki fazlalaligin kürdan oldugu o anda kafasina dink etti. Bunu kullanarak ön ayaklarindaki ipi çözebilir miydi?...

Kerpen onun uyandigini farketmemisti. O kendi kendine mutfaga girmis, bir yandan agliyor, bir yandan da koca bi tencere helva kavuruyordu. Olmaz'in katil oldugunu düsünüyor olmaliydi. Birden kapi açildi ve içeri kocamis bir keçi girdi. Bu, Cenk Deve'nin gözünden kaçan bir karakterdi. Dolayisiyla hala hayattaydi. Bu keçi, yillar öncesi kocasi Tencer'i öldürmüs olan Yelpaz ile Pervan kardeslerin annesi Tester'di...

28 Lazim Hazar

Yelpaz ile Pervan'in annesi Tester iki kardesti. O, yani Beta Tester ve kardesi Alfa Tester. Beta Tester yillarini ormandaki tüm otlari tadarak geçirmis, hangisinin yenecegi hangisinin yenmeyecegi konusunda etüdler yapmis ve günümüz keçi damaginin olusmasinda bir mihenk tasi olmustu. Fakat yaptigi yanlis bir tanim yüzünden en sevdigi varligi, kocasini yitirmisti. Kocasi, onun rahatça yenebilir dedigi bir zehirli otu kemirmis ve oracikta köpürerek can vermisti.

Iste o gün Beta Tester diyari terketmis ve yavrulari Yelpaz ile Pervan'i su samurlari yetistirmisti. Yani çok uzun yillardir ortada yoktu. Orada olsa Cenk Deve'nin gözünden kaçmazdi. Yani öyle Cenk Deve'nin gözünden kaçmis bilmemne, yoktu böyle seyler. O lakirdilar yesil kalemli acemi çaylagin uydurmasiydi. Ayrica kocasini öldürmemisti, demin yazildigi üzere bir kaza olmustu. Seven kadin öldürmezdi.

Peki neden yillar sonra dogdugu ve yavrularini dünyaya getirdigi ormana geri dönmüstü? Çünkü intikam istiyordu. Ana yüregi tüm sevdiklerinin yokoldugunu hissetmisti. Bu olayin sorumlulari kimse ortaya çikarilmali, hakettigi ya da hakettikleri katliama maruz kalmaliydilar. Beta Tester artik bir ölüm keçisiydi.

29 Kasim Basartesi

“Hayir! Tester bir katildi. Evet, onun asil adi Beta Tester'di ve hayatini ot çignemeye adamisti. Ancak kocasina nasil olur da yanlis tanimladigi bir ot yedirebilirdi? Daha dogrusu o otu nasil yanlis tanimlayabilirdi? Madem ki o bir testerdi; o halde zehirli otu da teyst etmis olmali ve, ya ölmeli ya da o otu digerleriyle karistiramayacak kadar hastalanmaliydi. Bu durumdaki bir keçi çignedigi böyle bir otu yanlis tanimlayamazdi. Bütün bu asilsiz iddialar ancak sari kalem kullanan biri tarafindan ortaya atilabilirdi. Ona itibar etmek ve bir katili ormanda serbest birakmak dogru olmazdi.”

Yukaridaki düsünceler, hala avizeye kulaklarindan asili bulunan Olmaz'in yüregine adeta kendi istegi disinda gelivermisti. Iste bu, Cenk Deve'nin inanilmaz gücüydü. Olmaz seçilmisti. Artik gerçegi kalbinin kanla dolu o en derin yerinde hissedebiliyordu. Bu ona son bir dayanma gücü verdi. Birden hareketlendi ve aniden çok kivrak bir girisimde bulundu. Saniyenin o binde birlik aninda Kerpen ve Tester gözlerini ondan alamiyor, ancak onu durduracak hiçbirsey de yapamiyorlardi. Olmaz artik kudurmustu...

30 Hasim Sapli

Olmaz kulaklarini kopartma pahasina köpek üstü bir güçle silkindi. Kulaklari pat ve pat seklinde yere düsmüstü. Ama gariptir Olmaz hala avizeye asiliydi. Biraz etrafina bakininca Kerpen'in onu kuyrugundan avize kablosuna baglamis oldugunu gördü. Yapabilecegi hiçbirsey yoktu.

Iste o anda Beta Tester masanin üzerindeki ekmek biçagini agziyla aldi ve Olmaz'i bagli tutan avize kablosuna dogru atti.

[ hars! ]
- Allah yandim
- Pardon biraz zittim

Kataraktli, 8 derece miyop Beta Tester teyze piçaa Olmaz'in cigerine saplamisti.

- Sanslisin, biçak biraz daha sola gelse felç olabilirdin.
- Sagol Tester teyze, ne dersin kurtulur muyum sence?
- Önce seni oradan kurtaralim, sonra bakariz bir hal çaresine. Alfa, Zeta siz burada kalin. Gama sen benimle gel.

Tüm bu olaylar olurken Beta Tester'in vukuat oldugunu duyan tüm sülalesi mekana   dolusmustu. Sanirim simdi gidip Kerpen'in canina okuyacaklardi. Fakat Olmaz son süratle kanini kaybediyordu...

2 Aradik Fersomje!

Tester yanina aldigi Gama ile birlikte aivzenin altina geldi ve Gama'nin sirtina çikarak Olmaz'i kurtarmanin yollarini düsünmeye basladi. Biraz yavas düsünüyor ve bu arada zaten tepe taklak duran Olmaz'in kani büyük bir sevinçle akiyordu. Tester sonunda konustu:

-Yaw ne fena dügüm olmus bu. Kusura bakma Olmaz kuyrugunu kesmek zorundayim.
-Teyze kabloyu kessen olmaz mi?
-Olmaz.
-Efendim?

Bu konusma Tester'in kafasini karistirmaya yetmisti. Daha fazla düsünecek hali kalmadigindan Olmaz'in cigerinde sapli bulunan biçagini çikarip kuyrugunu kökünden kesti. Olmaz, gerek beyin üstü yere çakilmanin, gerekse kanin akacak üçüncü bir delik daha bulmus olmasinin etkisiyle bayilmisti. Tester bir kez daha konustu:

-Aaa düstü. Basardim, kurtardim onu.
[Gama]
-Hade len in sirtimdan tavuk beyinli.

Olmaz kanlar içinde yatiyordu. Artik garip hiriltilar çikarmaya baslamisti. Bir ara gözlerini açti ve sol patisini bir yeri gösterircesine hafifçe yukari kaldirdi. Herkes basina toplanmisti. Zaten Cenk Deve'nin temizliginden sonra ortalik yine karakter kaynamaya baslamisti. Olmaz zorla anlasilabilen birkaç kelime mirildanmaya çalisiyordu:

-Len.....Tester......seni....embes.....

6 Abalik Bazaltesi

Olmaz ölmüyor Allah ölmüyordu. O kadar yaraya, kan kaybina ragmen hala abuk subuk hirildayip adamin asabini bozuyordu. Bu durum tam Cenk Deve'lik bir isti. Heyhüyla gibi ortaya çikip güzel bir karakter temizligi yapmasi gerekiyordu. Ama Cenk Deve o sirada mesguldu.

- Kim bu?
- Romeo, sayin Cenk Deve
- Tamam sevgilisiyle beraber zehir içip gebersin bu. Baska?
- Bir de Pamuk Prensesin akibeti var efendim, hani su 7 cüceyle ayni evi paylasan...
- Ona o 7 cücenin biseyler yapmasi lazim aslinda ama had neys... Canli kalsin bu, mutlu bitsin olay.
- Bir de Robin hood var
- O kim be
- Su oklu salak
- Öff bilmiyorum yarin bakariz ona
- Olmaz ne olacak?
- Kirmizi pelerinle uçan mi?
- Yok köpek olan, hani tüm tanidiklarini öldürmüstünüz
- Hmm dur acele etme, farkli planlarim var onun için
- Aaa çok heyecanli
- Kes tamam, çekil istiareye yatacam.

8 Arabalik Sarsamba!

Bir canlinin elinde olmadan hirildamasi hiç de hos bir durum degildi. Olmaz bunun farkindaydi. Ama bu halde kaldigi sürece de hiriltilarinin ardi arkasi kesilmeyecekti. Bir seyler yapmali ve hem bu sinir bozucu durumdan kurtulmali hem de dinmek bilmeyen kanini durdurmaliydi. Ama birden üsengeçlik ve tembellik her yanini sardi. Nasil olsa Cenk Deve'nin gözüne girmisti ve o varken kimse kendisini ortadan kaldiramayacak diye düsünüyordu. Onun kendisini yasatacagina öylesine inanmisti ki, yaralarini hiç tedavi ettirmese bile vücudundaki kanin asla bitmeyecegini hayal etmeye baslamisti. Saçmaliyordu...

Cenk Deve böyle uysukluk yapsin diye hayatini bagislamamisti aslinda. O herseyi affedebilirdi ama tembelligi asla. Olmaz'in içinde bulundugu halet-i ruhiye, Cenk Deve'nin en sadik casusu yasil yengeç Hortal tarafindan kendisine bildirilmisti. Bu bildiri, Cenk Deve'nin beyninde kivilcim siçramalarina ve elektrik serarelerine sebep oldu. Artik harekete geçme vaktiydi. Nöbetçilerine öfkeyle bagirdi Cenk Deve:

- Bana sari kirçilli eldivenlerimi getirin...


13 Hibidik Bezertesi

Yengeç Hortal yampiri yampiri kosarak eldivenleri bulmaya çalisan hurilerin yanina gitti. Zira Cenk Deve'nin sari kirçilli eldivenleri konusunda ne kadar hassas oldugunu bilirdi. Ve huriler onu bulamazsa yine Cenk Deve tarafindan kanatlari kesilecekti.

Cenk Deve de bir alemdi. Ne zaman isten dönse eldivenlerini bir kenara atar sonra nerde bunlar diye aranip dururdu. Onlar olmadan hiç ise çikmazdi. Ve iste simdi yine bir kriz yasaniyordu. Üstelik de öyle lalettayn seyler degildiler. Siyah puma derisi üzerine, kanarya tüyleri yerlestirilerek yapilmis birer saheserdiler. Cenk Deve'nin büyü eldivenleriydi onlar.

- Nerede eldivenleriiim!
- Arastiriyoruz efendimiz, en son nerede çikarmistiniz?
- Yatarken çikarip kirliye attim diye hatirliyorum
- Oraya baktik yoklar hasmetmaaplarisi
- Gerekirse yeri yarin içine bakin, bulun onlari. Ben simdi Olmaz denen o hirildagin oraya gidiyorum.
- Ama hiç eldivensiz gitmezdiniz.
- Kes tamam gerekmeyecek bu sefer. Sadece bir sey söyleyip dönecegim, siz o arada bulun. Yoksa...


14 Zibidik Soli!

Cenk Deve hem hurilerine hem de Hirildak Olmaz'a olan sinirinden sari kirçilli eldivenleri olmadan atmisti kendini disari. Ilk kez böyle disari çikiyordu. Sokakta hiç kimse onu tanimiyordu. Hatta omuz vurup geçenler bile oluyordu. Cenk Deve eldivensiz tam bir kitirpiyozdu. Bir çeyiz magazasinin önünden geçerken vitrin camindaki aksine ilisti gözü. O da neydi? Bu gördügü kendisi miydi? Bu zavalli omurgasiz miydi heybetli, hasmetli, adilcevaz, alicenap Cenk Deve? Olamazdi. Olmaz kendisini bu halde görürse, dagalan karizmayi kurtarmak bos bir ugrastan baska ne olabilirdi ki? Derhal geri dönerek hizli adimlarla yaklastigi sarayina hisimla girdi:

- Buldunuz mu?
- Bulduk ekselanslarisi
- Nerdeymis çabuk getirin.
- Sey yanniz...
- Ne?... Nooldu?... Konussana be huri, lafi gevirme!..
- Eldivenleriniz...
- Yoksa...
- Evet... maalesef...
- Aman Tanrim. Olamaz. Çabuk getirin onu bana. Onu canli istiyorum. Simdi isin bitti Olmaz! OLMAAAAZ! Olmaz! Tirnaklarini sökiciim Olmaz. Kulaklarini yiyiciim Olmaz. Seni bana canli getirene, kizartmani suniciim Olmaz!


15 Abidik Gubidik

Cenk Deve doga ötesi bir sekilde sinirlenmisti. Zaten kendisi doga üstü bir varlik oldugu için, bu sinir sefil dünyalilara yildirim, simsir, firtina ve türevi biçimlerde gözükmekteydi. Cenk Deve elini kolunu her salladiginda magnetik alan olusuyor ve havadaki protonlar kafa kafaya tokusarak elektrik kivilcimlari yaratiyorlardi. O gün, Cnn Törk ana haber bültenine söyle yansiyacakti:

- Dogal afetler çevreyi kirleten bizlerden intikam aliyor sayin seyirciler. Her olaydan gerzek anlamlar çikarmaya merakli olan biz gerzek çalisanlar böyle yorumladik. Nasi? Çok akillica di mi?

Bu sirada hiriltilari firiltiya dönüsmüs Olmaz'in basindaki Beta ve Gama Tester teyzeler bir köpekteki kanin kaç litre oldugunu tartisiyorlardi.

- Oha, hala akiyo
- 5 dakka evvel daha bi fiskirir gibiydi
- Kan versek buna... Grubu ne acaba?
- Köpeklerde de kan grubu var mi?
- Yok mu?
- En iyisi deneyelim nassa ölcek
- Iyi, kim vercek?
- Ikimiz de verelim
- Önce sen ama
- Farketmez peki
- Veya ben, ben...
- Oluur
- Nasi vercez?
- Hortumla?
- Tamam al su piçaa ve kes. Bulabilcen mi damari? Hemen ön bacagimda...
- Onu bulamayabilirim, sunu kesim mi?
- Hangisini?

Beta Tester, Gama'nin girtlaginin hemen yanindaki sahdamari minik bir biçak darbesi ile kesti. Fakat hortumu sokamiyordu damara. Fiisss biçiminde fislayan kan heryere foss biçiminde düsüyor, lasss biçiminde bulasiyordu.

Bu esnada Cenk Deve, en güvendigi adamlari ve en sevdigi askerleri olan ecinnileri çagiriyordu:

- Ecinniler! Cnn Törk'de gene yalan haber çikmis hakkimda. Gidin bana Memed Ali Birand'i getirin. Ben su Olmaz'a bakmaya gidiyorum.

17 Aralikli Com'a

Ecinniler Cenk Deve'den aldiklari emirleri harfiyyen yerine getirmekle yükümlü olduklarini bir an olsun unutmadan Memed Ali Birand'i bulmak üzere CNN Törk kanali merkez binasinin yolunu tutmuslardi. Binaya ulastiklarinda Memed, yayin hazirligi içinde yardimcilarina sorular soruyordu:

- Yahu su hem ek hem baglaç olan sey neydi?
- Ki.. bi de ilgi zamiri olani var ama.
- Ciddi misin? Türkçe'de mi?
- Tabi. Ne sandiniz?
- Çok sagol Sirin'ciim
- Hiç mühim diil, baska sorunuz olursa isikçi Nuri abiye danisin. O bile biliyo...

Cehalete yürekleri hiç dayanmayan ecinniler Memed'e acimalarina ragmen görevlerini yapmak zorundaydilar. Onu kulaklarindan iyice kavradilar ve sürükleyerek binadan disari çikardilar. Memed Ali Birand, onlara “sokaktaki adamlar” diye bagiriyordu ama yapacak hiçbir seyi yoktu.

Bu esnada Cenk Deve de Olmaz'in yanina ulasmisti. Onu büyükçe bir kan gölü içerisinde yüzer bir halde görünce doga üstü gözlerinden akan nükleer enerji deposu göz yaslarina engel olamadi. Birden ona olan kizginligi yerini eski günlerin anilarina birakti. Cenk Deve, Olmaz'in hala kaybedecek kani olduguna sasirmisti. Zira yattigi odadaki kan seviyesi giderek yükseliyordu. Olmaz'in suuru da yerinde degildi. Her an kendi kaninda bogulabilirdi. Cenk Deve etrafindaki Beta ve Gama Tester'i serçe parmaginin ucundan fiskirttigi optik enerjiyle foton komasina soktu. Ve Olmaz'a suni teneffüs yapmak için yere çömeldi. Dudaklarini Olmaz'in kanli dudaklarina degdirdiginde bir an her yer karanliga bürünmüstü...


1 8 A r a l i k Ç o m a r t e s i

Karanlik, en aydinlik mekandan daha net görüs imkani saglardi bazen. Isik aydinlatirdi ama aydinligiyla kör ederdi bazen. Iste o karanlikta Cenk Deve, Olmaz'in dudaklarini bulmustu.
Kanla karismis dudagina temas edildiginde söyle bir titredi Olmaz. Kaninin son damlalari sip sip biçiminde yere damliyordu. Esen rüzgara eslik eden bir enstrüman gibiydi o kirmizi taneler. Minik hiriltisiyla birlikte gözünden damlayan bir yasa engel olamadi. Agladigini gizlemek için son bir gayretle kipirdandi ve gözlerini açti.

Gözleri açildi açilmasina ama berrak bir görüs için yeterli olmamisti bu. Gözlerinin içine kadar dolan minik kan damlaciklari, gözyaslariyla karisinca biraz seyrelmis ve tatli pembe bir renk almisti. Bu pembe perdenin arkasindan sürekli hareket eden bir film sahnesi gibi görebilmisti Cenk Deve'nin o uzun süredir hasret kaldigi yüzünü. Ancak artik bu en sevdigi varligin yaninda olusu bile ona yerinden kalkacak gücü veremiyordu. Cenk Deve ince isaret parmagiyla sevgi dolu bir dokunus birakti dudagina;

- Sus Olmaz. Hiçbirsey söyleme...
- Se.... sen.... seni.... sev....
- Lütfen konusma. Gücünü harcama. Bak sana ne getirdim...

Cenk Deve cebinden çikardigi yer elmasini gösterdi Olmaz'a.

- Hatirlar misin? Bunu ben atardim, sen de kosup getirmek için yerinden firladiginda 'Dur ' derdim sana. 'Sen yorulma ben alirim.'
- Rrrrrff

Olmaz o eski güçlü günlerini hatirladi. Umarsizca yesillerde kostugu mutlu günlerini. Anilari canlandi kan gitmeyen beyninde. Nerelerden nerelere gelmisti. 

Olmaz'in rrrrf'lamalari siklasmisti. Cenk Deve onu biraz daha canli tutabilmek için iki eliyle kulaklarini kavramis dairesel hareketler yaparak mincikliyordu.

- Bak bunu da hatirladin diy mi? Kulaklarini böyle çevirerek kerevizin ne kadar faydali oldugunu anlatmaya çalisirdim sana hep. Ama sen beni hiçbi zaman dinlemedin. Basina buyruk davrandin. Neden Olmaz neden?
- Khhrrss..

- Ne yaptiysam seni sevdigim için yaptim. Bütün karakterleri kiskandim Olmaz. Seni ve seni sevenleri kiskandim. O yüzden ben de ne yaptim? Hepsini öldürdüm.
- Llla... la ss... seen... sen...
- Sss... Konusma, birak bu an sabitlensin zamanda. Koyver gözyaslarini yeter ki sevgimiz baki kalsin.

Cenk Deve, Olmaz'in sogumus dudaklarina son bir öpücük kondurdu. Son nefesini verirken Olmaz, Cenk Deve de parmagini prize sokmak üzereydi.
Pit diye bir ses duyuldu. Bu Olmaz'in kaninin son damlasiydi.
Ardindan gelen cozurtuyla birlikte, iri ve sicak bir kömür parçasi Olmaz'in agirliginca et haline gelmis vücudunun üzerine düstü.
Ask yine yemek yapmis, ama biraz yakmisti...


                                                ZON


Gelecek Porogram:

          - ÇEKIRDEKSIZ OLAYDI ÜZÜMÜM, SASALI OLURDU BAGBOZUMUM -

(Analitik Trajedi)